Ağustos 23, 2016

FOTOĞRAF ÜZERİNE BİR DÜZENLEME

By In FOTOĞRAFA DAİR

FOTOĞRAFIN İCADI

Paris Bilimler Akademisi’nin 7 Ocak 1839 tarihli oturumunda,çağın Fransız biliminin ünlü siması ve cumhuriyetçi milletvekili,gökbilimci ve fizikçi Louis François Arago,sanatçıların 16.yüzyıldan beri çizim makinası olarak kullandıkları karanlık odada oluşan görüntüleri,elle hiçbir müdahaleye gerek kalmaksızın,mekanik biçimde kopyalamayı sağlayan yeni bir yöntemi tanıtır.

Kamuoyu tüm izleri koruyan bu kalıcı aynaya derhal büyük bir hayranlık gösterir.Ama malzemelerin pahalılığı kullanımı sınırlamaktadır.Gerçeğe bağlılığı,doğruluğu ve ayrıntıların dikkat çekici netliği nedeniyle övülen Daguerre görüntüsü,toplu düşgücünü baştan çıkarır.Dagerotip terimi bile büyük bir başarı sağlar.Sanat eleştirmenlerinin,gazetecilerin,edebiyatçıların kaleminde yirmi yılı aşkın bir süre bu sözcük,işlenen konuya mutlak bağlılığın eş anlamlısı olarak kullanılır.

1850’lerin başından itibaren gerek Avrupa’da,gerekse ABD’de  tam anlamıyla bir fotoğraf patlaması yaşanır ve fotoğrafçılık zanaat aşamasından yarı sanayileşmiş bir sisteme geçer.Bu döneme,portre atölyelerinin sayısında 1860’ların ortasına dek süren artış damgasını vurur.

1851 Evrensel Sergisi dagerotip ve kalotipin zirvedeki yerini tescillemişti.Bir sonraki 1855 sergisiyse kolodyumun yükselişine tanıklık eder.O tarihten sonra fotoğraf,insan etkinliğinin giderek artan sayıda alanında bir belgeleme uygulaması olarak öne çıkar.Sanayide,adalette veya bilim alanında çeşitli kullanım alanları açılır.Zaten sergi raporunda da,vurgulanan bu durumla övünülmektedir.

Sanatsal fotoğrafçılığın en ateşli savunucularından Gustave Le Gray 1850’lerin başında şöyle demişti.”Kendi payıma tuttuğum dilek,fotoğrafın sanayi ve ticaret alanlarına açılacağına,sanat alanına girmesidir.Onun tek gerçek yeri sanat alanıdır ve ben fotoğrafı hep bu yönde ilerletmeye çalışacağım.”

Kağıt üzerine fotoğrafın yükselişiyle birlikte,fotografik görüntü gerçek anlamda çoğaltılabilir hale gelir ve gerek yayıncılık,gerekse basın çevrelerinin ilgisini çekmeye başlar.Fotoğrafa yer veren kitapların ve dergilerin sayısı 1850’lerden itibaren artma eğilimi gösterirken,gerçek bir fotoğraf matbaacılığı da ilk adımlarını atar.Aynı zamanda ulaşım araçlarındaki gelişme turizmdeki ve uluslar arası ticaretteki atılım yeni iş alanları açıp,görüntü dağıtım yapılarının kurulmasını sağlar.

Yeni teknikler,yeni dayanaklar,1850’lerin ortasında stereoskopik denen burjuva sınıflarının hızla en gözde zaman geçirme uğraşlarından biri haline gelen kabartılı fotoğrafın yükselişine tanıklık eder.Daha sonra düzenli olarak fotoğraflanmış dergiler çıkar,bunların ilk örneklerinden biri Yokohama’da yayınlanan The Far East’tir.Uzak doğuyu konu alan bu aylık derginin 1870’le 1878 arasında çıkan her sayısında altı ila sekiz fotoğraf yer almaktaydı.

Gerçek bir mucize olarak karşılanan dagerotipi,otuz yıl içersinde giderek gelişen başka teknikler izler ve fotoğrafın yaygınlaşması ile ilk atölyeler ve portre stüdyoları toplumsal yaşamın merkezi noktalarından birine dönüşür.Fotoğraf bir yandan da adli,belgesel,bilimsel ya da topografik amaçlarla kullanılmaya başlar.Kitaplar ve dergileri kuşatır.


 FOTOĞRAF NEDİR NE ANLATIR?

Fotoğraf,yaşamın sanat gerçeklerinden yola çıkılarak oluşturulmuş bir anlatım biçimidir.Belge niteliği dolayısıyla nostaljik bir yaklaşımdır.Kurgusal yada deneysel olarak bir düş dünyasının görüntüye dönüştürülmesidir.Bu bakımdan da fotoğraf,gerçek ve gerçeküstü görüntülerin oluşturulabildiği bir görsel sanattır.

Fotoğrafı öngörülemez sonuçlarıyla tuhaf bir icat haline getiren özellik,asıl hammaddesinin ışık ve zaman oluşudur

İlk fotoğrafların mucize sayılmasının sebebi,herhangi  bir görsel imge formundan çok daha doğrudan bir şekilde,olmayan bir şeyin görüntüsünü taşıyor olmalarıydı.Şeylerin görünüşünü muhafaza ediyor ve bu görünüşlerin uzaklara taşınmasına imkan sağlıyorlardı.Dolayısı ile,buradaki mucize salt teknik boyutlu değildi.

Fotoğraflar,diğer teknik görüntüler gibi,fotoğrafçının niyeti ve makine programında bulunan bazı kavramların,durumlar olarak kodlanmasıdır.Bu da fotoğraf eleştirisinin, her fotoğraftaki kodlama sürecinin açımlanmasına yönelik olması gerektiğini göstermektedir.Fotoğrafçı kendi kavramlarını fotoğrafta ve fotoğraf yoluyla gerçekleştirerek,bunların diğer kimseler için birer model oluşturmasını sağlayacak ölçüde biçim değişikliğine neden olarak anılarda ölümsüzleştirir.Fotoğraf makinesi, kendi programındaki kavramları kodlar ve oluşturduğu görüntüler aracılığıyla kendi programının sürekli gelişimini sağlayacak geri beslemeyi oluşturmak amacıyla toplumu programlar.Fotoğraf eleştirisi,fotoğraftaki sözkonusu niyetleri ortaya çıkardığında da,fotoğrafik iletiyi deşifre etmiş sayılır.

Fotoğrafın şaşırtıcı gücü,yazının gücünün çok ötesindedir.Bir yazılı metin, çok ender olarak fotoğrafik nesnenin;gölge,ışık yada malzemenin aynı andalığı,aynı somutluğu ve aynı büyüleyiciliğini gösterebilir.

Fotoğraf çektiğimiz zaman ne olur?Siz hiç bir şey göremezsiniz,objektif görür.Fotğrafçı gerçekliği içinde,nesneyle real anlamda asla ilişki içinde olmayız.Fotoğraf kendi açısından saf gerçekliğe yöneltilmiş bir sorudur.Ötekine yöneltilmiş ve yanıt beklemeyen bir sorudur.

Fotoğrafta şeyler sıradanlıklarının birbirine bağlanmasıyla örtüşen ,teknik bir işlem aracılığıyla birbirine bağlanırlar.Nesnenin sürekli ayrıtlanmasının verdiği baş dönmesdir.Ayrıntının büyülü dış merkezliğidir.Fotoğraf çekme isteği belki de şu saptamadan kaynaklanır;bir bütün perspektifi içinde,anlam açısından bakılan dünya oldukça hayal kırıcıdır.Ayrıntıdan ve aniden görüldüğünde ise her zaman bir açıklık içindedir

Fotoğraflama davranışı,fotoğrafçının ve makinanın tek ve bölünmez bir işlev haline geldiği bir tür avlanmaya benzetilebilir.

Fotoğrafik davranışın sonuçları,çevremizi her yönden kuşatan fotoğraflardır.Dolayısı ile,fotoğraflama davranışının anlaşılması,varlıklarını aynı anda farklı düzeylerde sürdüren sözkonusu bu yüzeyler için,bir giriş niteliğindedir.

Fotoğraflar   varoluşlarını,albümler,dergiler,kitaplar,vitrinler,afişler,teneke kutular,kağıt ambalajlar ve kartpostallar gibi çok değişik düzeylerde sürdürürler.Bütün bu görüntüler,bir programın içerdiği kavramlardır ve amaçları da toplumun büyüsel davranışlarını programlamaktır.

Fotoğraflar,çok geniş programlı bir dağıtım aygıtının kitleselleştirme kanallarıyla yeniden sunularak dağıtılan sessiz yaprakçıklardır.Onların gerçek değeri maddeselliklerinden çok,yeniden sunulabilecek derecede eğreti olarak üzerlerinde taşıdıkları bilgilerdir.Dağıtım kanalları,mecralar fotoğrafların asıl anlamının kodlayıcılarıdırlar.

Lichtwark 1907 yılında şöyle demişti”Çağımızda hiçbir sanat eseri yoktur ki,insanın kendisinin,en yakın akraba ve arkadaşlarının,sevgilisinin portre fotoğrafı kadar büyük dikkatle seyredilsin.” Fotoğrafı, toplumsal işlevler alanına çeken bu açıklama günümüzde de hala geçerliliğini korumaktadır.

Fotoğraf  toplamak,dünyayı biriktirmektir.Filmler ve televizyon programları duvarları ve ekranları aydınlatır,onlara yansıyan ışıkları titreştirir ve sonra da kaybolup giderler.Oysa durağan fotoğraflarda rastladığımız görüntü,aynı zamanda oldukça hafif,ucuza üretilen ve kolayca taşınıp biriktirilerek saklanabilen bir nesnedir.

Bir fotoğraf,verili bir olayın gerçekleşmiş olduğunun su götürmez kanıtıdır.Çekilmiş olan fotoğrafın çarpıtılmış olması mümkündür,ancak her zaman için,o fotoğraftakine benzer bir şeyin mevcut olduğuna ya da olmadığına dair bir kanıya kapılmamızı sağladığı da açıktır.Tekil bir kişi olarak,bir fotoğrafçının önündeki sınırlamalar yada,sanatsal bir kaygı gütmenin yol açtığı abartılı yorumlar bir tarafa,bir fotoğrafın gözle görülür gerçeklikle ilişkisi,diğer taklit etme nesnelerine kıyasla daha masumane ve bundan dolayı daha doğrudur

Fotoğrafın bulunduğu ilk onyıllarda,fotoğraflardan beklenen,idealleştirilmiş görüntüleri sunmalarıydı.Kaldı ki,güzel bir kadın gibi,günbatımı gibi güzel bir şeyi , fotoğrafı sayan çoğu amatör fotoğrafçının amacı halen budur.Şimdiye kadar hiç kimse,çirkinliği fotoğraflar vasıtasıyla keşfetmiş değildir.Ama birçok insan,fotoğraflar sayesinde güzelliği keşfetmiştir.Fotoğraf  makinesinin belgelemek yada sosyal ritüelleri göstermek amacıyla kullanıldığı durumlar haricinde,insanları fotoğraf çekmeye yönlendiren dürtü,güzel bir şey yakalama isteğidir.                     Fotoğraf çeken çoğu insan,genel kabul görmüş güzel anlayışını sadece sürdürmekle yetinirken,iddialı profesyoneller genellikle çalışmalarıyla bu tür bir anlayışa meydan okudukları kanısındadırlar.

Bir şeyin fotoğrafını çekmek,fotoğraflanmış olan  o şeyi ele geçirmektir.Başka bir deyişle,bir şeyin fotoğrafını çekmek,dünyayla,insanda bilgilenme ve dolayısı ile güçlenme duygusu uyandıran bir şekilde ilişkiye girmektir.

Fotoğraflar bize kanıt teşkil ederler.Hakkında bir şey işitip de şüpheyle karşıladığımız bir şey,onun bir fotoğrafı bize gösterildiğinde kanıtlanmış sayılır.   Görüntüler, bize muhtemelen çok az şey anlatacaktır ama bu anlatılanların su götürmez derecede doğru olduğu da ayrı bir olaydır

 


Fotoğrafın kendine ait bir dili olmadığı için,fotoğraf tercüme etmekten ziyade alıntı yaptığı için,fotoğraf makinesi de yalan söylemez denir.Fotoğraf yalan söyleyemez,çünkü aldığını doğrudan basar.Fotoğrafın düpedüz yalan söylemesini ancak üzerinde ince ince oynayarak,kolaj yaparak yada yeni fotoğraflar çekerek sağlayabilirsiniz.Böyle olunca da aslında artık fotoğrafçılık yapmıyor olursunuz.Fotoğrafın kendi başına başka yöne  çekilebilecek bir dili yoktur.Yine de fotoğraflar,kandırmak ve yanlış bilgi vermek gibi amaçlarla çokça kullanılabilirler ve halen de kullanılmaktadırlar

Son dönemlerde fotoğraf,neredeyse seks ve dans kadar yaygın bir biçimde rastlanan bir eğlenceye dönüşmüş durumdadır.Demek ki,her kitlesel sanat formu gibi fotoğraf ta çoğu insan tarafından bir sanatmış gibi icra edilmemektedir.Fotoğraf esasında,bir toplumsal ritüel,endişelere karşı bir savunma siperi ve bir güç sergileme aracıdır

Fotoğrafın sonsuza dek kopyaladığı şey aslında yalnız bir kez olmuştur.Var oluş açısından asla yinelenemeyecek olanı,mekanik olarak yineler fotoğraf.Onda olay, hiçbirşey uğruna aşılmaz,gereksinme duyduğumuz  bütünü görmekte olduğumuz  bedene geri götürür o her zaman.

Bir fotoğraf,fotoğrafı çekilen olayın içinde var olduğu zamanın akışını durdurur.Bütün fotoğraflar geçmişe dairdir,yine de onlarda geçmişin bir kesitinin anı öyle bir yakalanmıştır ki,canlı bir geçmişten farklı olarak onu şimdiki zamana taşımanında hiçbir yolu yoktur.Her fotoğraf bize iki mesaj taşır:fotoğrafı çekilen olayla ilgili bir mesaj ve bir süreksizlik şokunu yansıtan başka bir mesaj.Kayda geçirilen an ile fotoğrafa bakılan şimdiki an arasında bir uçurum bulunur

Fotoğrafı çekilmiş olayın aklımızda uyanan fikrin berraklığının yanında,fotoğrafın bakma iradesinde baskın olarak bulunan bir beklentinin gerçekleşmiş halini temsil edişi de bizi etkiler.Fotoğraf makinesi,görünümlerin yarı dilini tamamlar ve aşikar denebilecek bir anlam ortaya koyar.Bu durum gerçek olduğunda,aniden kendimizi görünümler arasında evimizde hissederiz.

Fotoğrafın neyin artık olmadığını söylemesi gerekmez o yalnız ve kesin olarak neyin olmuş olduğunu söyler.Herşeye de bu ayrım karar verir.Bir fotoğrafın karşısında duran bilincimiz,belleğin nostaljik yolunu değil,bu dünyadaki her bir foroğraf için kesinliğin yolunu izler.Fotoğrafın özü,temsil ettiği nesneyi onaylamasıdır.Fotoğraf bütün aracılardan farklıdır.O icat etmez,onun kendisi doğrulamadır zaten,arada sırada izin verdiği hünerler de pek bir kanıt oluşturmaz;bunlar tam tersine aldatmaca resimlerdir.

Fotoğrafların dolaysız biçimde erişmemizi sağladığı şey gerçekliğin kendisi değil,görüntüleridir.Sözgelimi bu sayede bütün yetişkinler,kendilerinin,anne babalarının ve büyükanneleriyle,büyükbabalarının çocukken nasıl göründüklerini öğrenebilirler.Her aile,fotoğraflar vasıtasıyla kendi familyasının bir portre tarihçesini çıkarır.Aile fertlerinin birbirine bağlılığına tanıklık eden taşınabilir bir görüntüler kutusu oluşturur.Çeşitli vesilelerle çekilip aziz bir hatıra olarak saklandıkları sürece nelerin fotoğraflandığının pek bir önemi yoktur.   Bir ailenin fotoğraf albümü,genellikle geniş aileyle ilgilidir ve çoğunlukla da o geniş aileden geriye kalan tek şeydir.

 

Fotoğraflar,çıkılmak istenen gezinin,yapıldığının belirlenen programın uygulandığının ve arzu edilen eğlencenin yaşandığının tartışma götürmez kanıtları olmuşlardır. Her fotoğraf orada bulunmanın bir sertifikasıdır.Fotoğrafın kanıtlayıcı bir kuvvete sahip olması ve tanıklığının nesneye değil zamana dayanmasıdır.Olay bilimsel açıdan bakıldığında fotoğrafın doğruluğu,kanıtlama gücü,temsil gücünün üzerine çıkar.

Seyahate çıkan insanlar için fotoğraf çekmek neredeyse mecburi bir eylem haline gelmişken,tutkuyla fotoğraf toplamak da kendilerini ya tercihen,ya imkansızlıktan yada iradeleri dışında iç mekanlarda yaşamaya kapatanların gözünde özel bir meraka dönüşmüştür.İnsanlar fotoğraf koleksiyonları sayesinde görüntüleri yüceltmeye,görüntülerle avunmaya yada görüntülerle boş umutlar doğurmaya adanmış bir kopya ikame dünya yaratabilirler.

Fotoğraflara anlayışlı ve hoşgörülü davranışı kolaylaştırması amacıyla da sık sık başvurulduğu olur.Hümanist jargonda,fotoğrafın en yüce görevi,insanı insana anlatmaktır.Oysa fotoğraflar,hiçbir açıklama yapmazlar,sadece bildirirler.Arbus’un dediği gibi”Bir fotoğraf,bir sır hakkındaki bir sırdır.Size ne kadar çok şeyi anlatırsa,o kadar az şey bilirsiniz.”Fotoğraf makinesinin kaydettiği her şey bir ifşadır.

Bir fotoğraf,hem sahte bir varlığı,hem de orada bulunmamayı yansıtan bir göstergedir.Fotoğraflarda,özellikle de insanların,bizden uzak yerlerdeki manzaraların ve şehirlerin,kaybolup gitmiş geçmişin fotoğrafları insanları hayale daldırabilir.Evli bir kadının cüzdanında saklanan aşığının fotoğrafı,bir gencin yatağının üstünü süsleyen bir rock yıldızının afişi,bir seçmenin yakasına iliştirilmiş olan bir kampanya rozetindeki politikacı yüzü,bir taksi şoförünün çocuklarının başının üstündeki güneşliğe yapıştırılmış şipşak resimleri,hepsinde fotoğrafların bir tılsımla kullanılışı,hem duygusal,hem de içten içe büyülü bir duygunun ifadesidir.O tür fotoğraflar,bir başka gerçeklikle temas kurmayı yada o gerçekliği sahiplenmeyi amaçlayan girişimlerdir.

Bir fotoğrafı anlamlı bulduğumuzda,ona bir geçmiş ve bir gelecek yüklemişizdir.Profesyonel fotoğrafçılar,bir fotoğraf çektikleri zaman,meçhul seyircinin ona uygun bir geçmiş ve gelecek atfetmesi bakımından ikna edici bir anı seçmeye çalışırlar.Fotoğrafçının zekası yada konusuna duyduğu empati kendi gözünde neyin münasip düştüğünü belirler.Yine de fotoğrafçı,herhangi bir fotoğrafta ancak tek bir belirleyici tercihte bulunabilir;fotoğrafı çekilecek anın seçilmesi.Dolayısı ile,maksatlık düzleminde bakıldığında fotoğraf başka iletişim vasıtalarıyla karşılaştırıldığında zayıf kalmaktadır.

Bir akışı değil de kesin bir zaman dilimini yansıtıyor olmalarından dolayı fotoğrafların hareketli görüntülerden daha fazla akılda kalması mümkündür.Televizyon,her yeni görüntünün bir öncekini silip yok ettiği ve rastgele konan görüntülerin akışıdır.Fakar her fotoğraf karesi,saklanıp tekrar bakılabilecek olan ince bir nesneye dönüşmüş durumdaki ayrıcalıklı bir anı temsil eder.

Fotoğraflar filmlerin tam zıttıdır.Fotoğraflar geçmişe dönüktür ve öyle alımlanırlar.Filmlerse ileride meydana gelecek şeylere dayanırlar.Bir fotoğrafa baktığınızda,orada ne için çekildiği sorusunun cevabını aramalısınız.Sinemaya gittiğimizde ise bir sonraki sahnede neyin geleceğini bekliyoruzdur.Bütün film anlatıları,bu anlamıyla maceradır;ilerler,varırlar.Geriye dönüş terimi filmdeki o ileriye gitmeye dönük ortadan kaldırılmaz sabırsızlığın kabulüdür.

Fotoğrafların sessizliği,gerçekten ne olduğunu tam açıklamaksızın,her zaman sessizliği deneyen ama başaramayan sinema,televizyon gibi alanların benzerlerine karşıt olarak ,fotoğrafik imgenin en değerli ve en özgün niteliğidir.

Fotoğraf çekmek özünde bir karışmama,yani müdahil olmama eylemidir.Çağdaş haber-fotoğrafçılığının bazı örneklerinde,mesela benzin tenekesine uzanan bir Vietnamlı,Buda rahibinin yada eli kolu bağlı bir işbirlikçiyi süngüleyen Bengalli bir gerillanın resimleri gibi unutulmaz karelerde yansıtılan dehşet,bir ölçüde,fotoğrafçının  bir fotoğraf  ile hayat arasında seçim yapma fırsatı varken fotoğraf çekmeyi tercih etmesinin ne denli makul bir davranışı temsil ettiğinin bilincinde olunmasının ürünüdür.Gözünün önünde meydana gelen olaya müdahalede bulunan kişi fotoğrafla kayıt yapamaz,fotoğrafla kayıt yapan kişinin de herhangi bir olaya müdahalede bulunması söz konusu değildir.

Her şeyin fotoğrafını çekme ihtiyacının bir sebebi de tüketim mantığının kendi içinde bulunabilir.Tüketmek demek,yakıp yok etmek,hepsini bitirmek ve bu yüzden tazelenmeye gerek duymak demektir.Biz görüntüler üretip onları tükettikçe daha fazla görüntüye ihtiyaç duyarız,sonra daha fazlasına.Oysa görüntüler,onlara ulaşmak uğruna dünyanın altının üstüne getirilmesine değecek bir hazine değildir;gözün gördüğü her yerde zaten hazırdırlar.Bir fotoğraf makinesine  sahip olmak şehvete benzer bir duygu uyandırabilir ve şehvetin her inandırıcı hali gibi bu duyguyu da tam tatmin etmek mümkün değildir.Birincisi,bir fotoğrafın getirdiği imkan ve ihtimaller sonsuz olduğundan;ikincisi projenin kendisi son kertede kendi kendini batırdığından.

Fotoğraflar,herkes tarafından yapılabilen ve istendiğinde herkesin karşılaşabileceği aşağılanan nesneler durumundadırlar.Ancak,gerçekte fotoğraflar bizle karşılaşırlar ve bizi aygıtın gelişimini sağlayacak geri beslemeyi oluşturan bir takım törenselleşmiş davranışlara programlarlar.Fotoğraflar işlemenin saçmalığını unutmamız için eleştirel bilincimizi bastırırlar.Dolayısı ile fotoğraflar,etrafımızda fotoğrafik evren biçiminde bizi çevreleyen bir büyüsel daire oluştururlar.Kırmamız gereken de bu dairedir.


               SANAT VE FOTOĞRAF ÜZERİNE

Sanat ile fotoğraf ilk olarak 1920’li yıllarda,Sovyet fotomontaj uygulamalarıyla,Dada’nın ve daha sonra gerçeküstücülüğün fotoğrafı akımlarının merkezine  yerleştirmeleriyle birleşmiştir.Bu açıdan,İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki olgu bir yeniden birleşmedir ama fotoğrafın yüksek sanat piyasasını ilk kez önemli ölçüde etkilemesi bu yeniden birleşme sırasında olmuştur

Fotoğraf,mimetik sanatların en gerçekçi,dolayısı ile kolay icra edileni olmak gibi sevimsiz bir üne sahiptir.Aslında fotoğraf,arada boy göstermiş başka adayların çoğu nefesi tüketip yarış dışı kalırken,modern dönemin duyarlılığının sürrealistlerin eline geçmesinin sebebiyet verdiği devasa ve mazisi yüzyıla dayanan tehditleri yüklenerek, yoluna devam etmeyi başarmış tek sanattır.

Fotoğraf görsel bir iletişim aracı olarak gücünü korumaya devam etmektedir.Fotoğrafın sanatsal bir dışavurum,bilimsel ve teknik uygulamalarda bir araç olarak kullanılmasının yanı sıra,en etkin kullanım alanlarından biri,insanı insana anlatma,çağdaş insanlık sorunlarına eğilme ve bu sorunlar konusunda bilinç uyandırma işlevidir.Teknolojik gelişmeler,bir yandan fotoğrafın sorgulanmasını beraberinde getirirken,diğer yandan da fotoğrafın toplumsal işlevlerinin dünyada daha yaygın ve etkin bir biçimde gerçekleşmesine de katkıda bulunmaktadır.

Bütün sanatlar insanın varlığı üzerine kuruludur.Ancak fotoğrafçılıkta insanın yokluğundan zevk alırız.Fotoğraf,tıpkı güzelliği bitkisel yada topraksal kaynağından ayrılmaz nitelikte olan bir çiçek yada kar billuru gibi doğal bir olay olarak bizi etkiler.Fotoğrafın nesnelliği görüntüye hiçbir resim ürününde bulunmayan inandırma gücü vermiştir.

 

Fotoğraf,başlı başına bir sanat formu olmasa bile,her türlü konusunu sanat eserine çevirme gibi özgül bir kapasiteye sahiptir.Fotoğrafın bir sanat olup olmadığı meselelerinin yerini,artık fotoğrafın sanatlara yeni hedefler bildirmesi ve yaratması gerçeği almıştır.

 

KAYNAKÇA

Fotoğraf Üzerine(Susan Sontag)
Anlatmanın Başka Bir Biçimi (John Berger-Jean Mohr)
Fotoğrafın Küçük Tarihi (Walter Benjamin)
Camera Lucida –Fotoğraf Üzerine Düşünceler (Roland Barthes)
Karanlık Odanın Sırları(Quentin Bajac)
Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru (Vilem Flusser)
Fotoğraf Görüntüsünün varlık Bilimi(Andre Bazin)
Yokoluş Sanatı (Jean Baudrillard)
Fotoğrafı Eleştirmek (Terry Barrett)
Fotoğraf (Roger Bellone)
Fotoğrafın Görsel Dili (Gültekin Çizgen)
Fotoğraf Ölmedi Ama Tuhaf Kokuyor (Nazif Topçuoğlu)

 

Leave a Comment