Ekim 31, 2016

HİNDİSTAN

By In SEYAHAT YAZILARI

MASALDAN ÇALINTI BİR HAYAT


HİNDİSTAN 

Hindistan sürreel bir ülke.Tanımlamak gerekirse bir masal ülkesi.Ülkede geçirilen zamanlar ise,masaldan çalıntı saatler,günler..Zıtlıklarla dolu,iç içe geçmiş yaşamlar,hareketli hiç durmayan sokaklar,kargaşa,kalabalık ve baharat kokan bir ülke..Kültürel zenginlik açısından çok renkli bir ülke..Renk ve ahenk cümbüşlüğü içerisinde ilerleyen yaşam..Bir defada gezilemeyecek kadar büyük ve farklı kültürlere sahip olan bu ülke defalarca görülmeye değer.Hindistan’ın çok zengin din,mezhep ve inanış mozaiği içerisinde,kutlamaları,ibadet yerleri birbirinden farklı da olsa,nerdeyse her gün milyonların katılımıyla,bir bayram,festival veya tören gerçekleştiriliyor.

Hindistan düşler ülkesi,şehirleri,tapınakları,kaleleri,kutsal hayvanları,şifalı bitkileri,baharatları,kama sutrası,ganj nehri ve tanrıları…Dünyanın en çok gezilen ülkesi olan Hindistan her şeyden önce dünyanın demokrasi ile yönetilen en büyük ülkesidir ve nüfus olarak Çin’den sonra dünyanın en kalabalık ülkesidir.

Bu masalsı ülkeyi biraz tanımaya çalışalım.


 

DELHİ-AGRA –JAIPUR (MOZAİK ÜLKENİN ALTIN ÜÇGENİ)

Altın üçgen,ülkenin tarihini,dinini,dilini,kültür ve inancını da segileyen Hindistan mozaiğinin önemli bir parçası.Düşman kardeşler Pakistan ve Hindistan,kastlar;Hinduizim ve Müslümanlığın sentezi Sihizm,Hinduizim,İslamiyet,Sihizm ve Hristiyanlığın sentezi olan “Din-i Hak”; bu sentezi yapan 300 eşli,5 bin cariyeli Ekber Şah’ın da aralarında bulunduğu Hint-Türk imparatorları…

DELHİ

Delhi, Hindistan’ın başkenti ve üçüncü büyük şehridir. Burası aslında Eski Delhi ve yeni Delhi olarak iki parçadan oluşmuştur. Eski Delhi, 12. ve 19. yüzyıllarda Hindistan’da müslümanların hakim olduğu dönemde devlet merkeziydi. Eski Delhi’de bu döneme ait pek çok cami, medrese, kale ve anıtsal yapı bulunmaktadır. Yeni Delhi ise 1911 yılında İngiliz’ler tarafından inşa edilmiştir.

DELHİ’DE GÖRÜLECEK YERLER

Old Delhi

Şahcihanabad isimli 7. Delhi’nin surları Red Fort – Kızıl Kale’nin batısından itibaren yıkıntılar halinde uzanmaktadır. Bu duvarın en kuzeyindeki Keşmir Kapısı, İngiliz’lerin ümitsiz mücadelelerinin izlerini taşımaktadır. Bu kapının batısındaki Sabzi Mandi’de buradaki savaşta ölen İngilizlerin anısına yapılmış (İngilizlerin diktiği) bir anıt bulunmaktadır. Old Delhi’nin ana caddesi, rengârenk bir pazar yeri görünümündeki Chandi Chowk’tur. Burası 24 saat süren müthiş kalabalığı, düzensizliği ve kaosu ile Hindistan’ın başka bir yönünü yansıtıyor gibidir. Yeni Delhi’nin düzgün, açık ve geniş caddelerine hiç benzemez. Chandi Chowk’un bir ucunda Red Fort öbür ucunda ise Jama Masjid (Cuma Camisi) karşı karşıya bulunur. Tam köşede, ünlü kuş hastanesi ve çıplak gezen rahipleriyle Jain tapınağı vardır.

Jain tapınağı

Red Fortun karşı köşesinde Jain dinine ait, 16. yüzyıldan kalma bir tapınak yer alır. Buraya girerken ayakkabınızı çıkartmalısınız. Ayrıca tapınağın içine fotoğraf makinası, kamera ve cep telefonu sokulması da yasak. Jain dininin kurucusu Mahavira ve öteki din büyüklerinin sembol ve heykellerini ve eğer şansınız varsa Jain tarzı ibadet şekillerini görebilirsiniz. Kuş Hastanesi, tapınağın bahçesinde ayrı bir binaya kurulmuş. Bu hastanede yaralı ve hasta kuşlar tedavi ediliyor ve iyileştikten sonra tekrar doğaya salınıyor. Bu ilginç yeri mutlaka görmenizi öneririm.

Sikh Tapınağı

Chandi Chowk’un içlerine doğru ilerlerseniz kaldırımlara kadar tertemiz mermerler ile kaplı bir Gurudwara ‘Sikh Tapınağı’ göreceksiniz. İçeriyi ziyaret etmek, fotoğraf çekmemek şartıyla serbesttir. Amritsar’daki Altın Tapınağı göremeyenler için kaçırılmaması gereken bir fırsat. Biraz ileride de Sunehri Mescidi vardır. 1739 yılında Pers Kralı Nadir Şah’ın, Delhi işgali sırasında askerlerinin katliamlarını bu caminin çatısından seyrettiği söylenir.

Red Fort

Bu kalenin Hint Dilindeki ismi Lal Qila (Lal=kırmızı, Qila=Kale) ismini kalenin yapıldığı taşların renginden almıştır. 1648 yılında Moğol imparatoru Şah Cihan tarafından yaptırılmıştır. Şah Cihan bu kaleyi yaptırmış olmasına ve bu şehrin kendi ismini (Şahcihanabad) taşımasına rağmen, başkent olarak Agra’yı tercih etmiştir.

Bu kale, günümüzde tipik bir Hint-Moğol tarihî eseridir. Kalenin girişinde sizi birçok gönüllü rehber, ıvır zıvır satan kişi çevreleyiverir. Ayrıca, kalenin girişi, turistik malzeme satan birçok dükkânla dolmuştur. Bütün bu engelleri aştıktan sonra geniş bahçeler, sakin ve huzurlu mekânlarla önünüzde birdenbire bambaşka bir dünyanın kapıları açılır. Kalenin arkasında Yamuna Nehri akmaktadır. Arka duvarların yüksekliği yer yer 32 metreye kadar çıkar.

JAIPUR (PEMBE KENT)

Çöller,bedeviler ve develer bölgesi Rajastan’ın başkentidir burası.Eski evlerin yapıldığı pembe renkli kumlu taşlar nedeniyle,Jaipur’a “pembe kent” de deniyor.

Jaipur kentinin en önemli görülesi yerleri Jantar Mantar gözlemevi,Hava Mahal Sarayı ve Amber kalesidir.

JANTAR MANTAR GÖZLEM EVİ

Jantar Mantar gözlemevi,eski bir astroloji merkezidir. Jai Singh’in 1728’de yapımına başladığı gözlemevi City Palace’ın karşısında yer alır. Mihracenin Astronom kişiliği belki de savaşçı kişiliğinden daha önde gelmekteydi. Jai Singh’in yaptırdığı beş gözlemevinden en büyüğü ve en iyi korunmuş olanı Jaipur’dakidir. Jai Singh, bu gözlemevini yaptırmadan önce çeşitli uzmanları yabancı ülkelere göndererek oralardaki çalışmaları öğrenmelerini istemiştir. Jantar Mantar, ilk bakışta ilginç biçimleriyle bir modern sanat akımı heykel sergisine benzer, ama buradaki her yapının özel bir amacı vardır. Bu yapılarda usulüne uygun yöntemler kullanılarak yıldızların konumları, yükseklikleri ve eğimleri ile güneş tutulmalarının tarihi hesaplanabilir. Buradaki en çok dikkati çeken alet ise 30 metre yüksekliğindeki güneş saatidir. Bu saatin gölgesi saatte 4 metre kadar yol alarak Jaipur’un yerel saatini yarım dakikaya kadar varan hassasiyetle verebilmektedir! Tabi ki yalnız güneşli havalarda.

HAVA MAHAL

İsmi “rüzgarlar sarayı” anlamına gelen bu yapı Jaipur’un en belirgin turistik yapısıdır. Görkemli ön yüzünün arkasında pek fazla bir şey yoktur. Kral ailesindeki kadınların ve haremdekilerin şehrin ana caddesini gözleyebilmeleri için yapılmış olan bu saray da tabii ki pembe renklidir. Ön yüzünde beş katlı gözükmekle birlikte arkada sadece iki kat vardır. Beşinci kata kadar çıkarsanız bütün Jaipur’u görebilirsiniz.

AMBER SARAYI / KALESİ (AMBER FORT)

Jaipur’un 11 km. dışındaki bu saray, Jaipur inşa edilmeden önce Mihrace’nin yerleşim yeriydi. Bu kale – saray 1592 yılında Ekber’in ordusundaki bir komutan tarafından yapılmıştı. Daha sonra Jai Singh tarafından genişletildi ve tamamlandı. Kale oldukça yüksek kayaların üzerine adeta kondurulmuş gibidir. Saraydaki sayısız teraslardan bakıldığında aşağıda küçük bir göl ve uzakta da Jaipur şehri gözükmektedir. Kale, Rajput dönemi sanatının en ilginç örneklerini içermektedir.

Amber Palace’a gitmek için Hava Mahal’in önünden kalkan belediye otobüslerini kullanabilirsiniz. Dolmuş usulü kalkan bu otobüsler, yol boyunca her el kaldırana durarak yola devam eder ve böylece 11 km. lik bu yol, yarım saat gibi kısa bir sürede aşılır. Rikşa ile gitmek isterseniz 100 Rupi ödersiniz. Amber Palace’a gelince karşınıza dik bir yol çıkacaktır. Bu dik yolda ulaşım fillerle sağlanmaktadır. Hindistan’a gelen hemen bütün turistlerin mutlaka yapmak istedikleri fil gezisi istekleri burada böylece karşılanmış olur. Girişteki “booking office”den bir fil için 900 Rupi ödemeniz gerekir. Bir file en fazla 2 kişi binebilir. Bu ücret ile, kalenin girişine kadar gidebilirsiniz. Filin sürücüsüne bahşiş vermek isterseniz bu sizin tercihiniz.

Filler harekete hazır bekliyorlar. File binmek istemeyenler oldukça dik bir yolu ağır ağır tırmanacaklar ve bu sırada sayısız satıcı ile uğraşmak zorunda kalacaktır. Amber sarayının girişinde, öncelikle Divan-ı Aam “Halk salonu” bulunur. Burası, sütunlarla dekore edilmiş ve duvarlarında çeşitli mozayikler bulunan bir yerdir. Sağ taraftaki merdivenlerden çıkıldığında küçük bir Kali tapınağına ulaşılır. Buradaki beyaz mermerden yapılma Sila Devi Tapınağı da görülmeye değer.

AGRA

Hindistan’ın simgesi haline gelen meşhur Taj Mahal’i içinde barındıran Agra kentinin bir diğer görülesi yapısı Agra Kalesidir.

AGRA KALESİ

Agra kalesi,Ekber tarafından 1565 yılında yapılmaya başlanmış ve çeşitli eklerin inşasıyla Şah Cihan tarafından bitirilmiştir. Kale, önceleri askeri amaçlı olarak yapılmışsa da Şah Cihan burayı bir saray olarak kullanmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi Şah Cihan, yaşamının son günlerinde büyük oğlu Âlemgir tarafından buraya hapsedilmiş ve penceresi Taj Mahal’e bakan bir odada ölmüştür.

Kalenin çevresi 2.5 km. uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğindeki duvarlarla koruma altına alınmıştır. Kaleye, bir duvarı Yamuna nehrinin kıyısında bulunduğu için sadece güneyindeki Amar Singh Kapısından girilebilir. Kalede, geceleri ses ve ışık gösterileri yapılmaktadır.

Taj Mahal ve Agra kalesi/Sarayı.

TAJ MAHAL

Bir tek yapının bütün bir ülkenin sembolü olmasına Eyfel Kulesi, Özgürlük Anıtı veya Piramitler örnek olarak gösterilirse, Taj Mahal’in de Hindistan’ı temsil ettiğine hiç kuşku yoktur.

Bu ünlü Moğol anıtı, İmparator Şah Cihan’ın, karısı Mümtaz Mahal’in anısına yaptırdığı bir anıt-mezardır. Mümtaz Mahal, 17 yıl evli kaldığı imparatora 14. çocuğunu doğururken 1629 yılında ölmüş ve Şah Cihan’ı dayanılmaz acılar içine sürüklemiştir. İmparator, bu acı kayıptan sonra 2 yıl süreyle yas tutmuş ve çok sade bir hayat sürmeye başlamıştı.Daha sonra,imparatorluğunu genişletmek ve yeni ülkeler fethetmekten çok mimari alanında sanat eserleri meydana getirmeye yöneldi. Şah Cihan, eşine olan sevgisinin büyüklüğünü bütün dünyaya kanıtlamak için bu anıt – mezarı yaptırmaya karar verdi.

Taj Mahal’in yapımına 1632 yılında başlanmış ve anıt, 21 yıl sonra 1653’de tamamlanmıştır. Yapımında sadece Hindistan’dan değil Orta Asya’da birçok yerden getirilen toplam 20 bin işçinin çalıştığı bilinmektedir. 2.5 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen mermer bloklar 300 kilometre uzaklıktan taşınırken sayısı bine yaklaşan filler kullanılmıştır. Bu blokların yapının tepesine çıkartılması için 3.2 km. uzunluğunda bir rampa yapılmıştı.

Anıtın baş mimarlığını Şiraz’dan gelen İsa Khan üstlenmiş, ve zamanın ünlü sanatçıları olan Bordo’dan Austin usta ve Venedik’ten Veroneo ustalar kendisine asistanlık yapmıştır. Bir efsaneye göre Şah Cihan, Taj Mahalin yapılmasından sonra buna benzeyen başka bir eser yaratmaması için mimar İsa Khan’ın sağ elini kestirmiştir.

Taj Mahal için anlatıla gelen inanılması güç başka bir hikayeye göre Şah Cihan, burayı bitirdikten sonra kendi mezarı olarak ikinci bir anıt daha yaptırmayı düşünüyormuş. İkinci Taj Mahal şimdikinin tersine tamamen siyah mermerle işlenecekmiş. Şah Cihan, bu rüyasını gerçekleştiremeden oğlu Âlemgir tarafından tahttan indirilmiş, hayatının geri kalan kısmını Agra kalesinde nehrin öbür yakasında Taj Mahal’i seyrederek geçirmiş, ölünce de karısının yanında Taj Mahal’e defnedilmiştir. 

Taj Mahal, yüksek bir mermer platform üzerine oturtulmuş dört köşesinde birer minare bulunan kubbeli bir yapıdır. Bu minarelerin her biri 41 metre yüksekliğindedir. Minareler, ana yapının bulunduğu platform üzerinde simetrik olarak yerleştirilmiş değildir. Bu önlem, herhangi bir depremde minarelerin yıkılması halinde ana kubbenin etkilenmemesi içindir. Minarelerde ezan okunmaz. Şah Cihan ve Mümtaz Mahal’in mezarları ana yapının alt katındadır, ancak; bunu sembolize etmek için ziyaretçilerin gezdiği katta iki mozole yapılmıştır.

VARANASİ (HAC VE ÖLÜM ŞEHRİ)

Varanasi ya da diğer adıyla Benares, Hindistan’ın Uttar Pradesh eyaletinde bir şehirdir. Hindularca kutsal sayılan Ganj nehrinin yanında yer alır ve binlerce yıldır burada ibadet etmek için ülkenin her yanından gelenleri misafir eder.

Varanasi, Tanrı Şiva Vishwanat’ın (Varanasi’nin koruyucu tanrısı) şehri olarak bilinir; Hinduizm’in en kutsal yerlerinden biridir. Birçok inanan, aynı zamanda geleneksel Hindu kültür ve bilim merkezi olan bu şehre 2.500 yıldan bu yana hac için gelir.

Varanasi, dindar Hinduların özellikle tercih ettikleri yerdir. Orada ölmeyi ve öldükten sonra yakılıp küllerinin oraya atılmasını isterler. Nehir boyunca, Hinduların kutsal banyolarını yaptıkları Ghat’lar vardır (Ganj nehri, yılın her döneminde yükselip alçalır. Buna önlem için nehre doğru inen basamaklar yapılmıştır. Bunlara Ghat’lar denir). Bu Ghat’lardan bazıları ölüleri yakmak için kullanılır. Daha sonra küller nehre atılır. Ganj Nehri’nde yıkanmak günahlardan arınmak anlamına gelmektedir. Varanasi’de ise; ölmek ve yakılmak ruhun yeniden dünyaya gelmesine engel olmak demektir.

Geçmişi 2 bin yıl önceye dayanan,çok kalabalık ve Tanrı Şivaya adanmış bir şehir burası.Varanasi,dünyanın en hüzünlü turistlerine ev sahipliği yapıyor aynı zamanda.Hindistan’ın her yerinden hasta,yaşlı,kendini ölüme yakın hisseden insanlar ölmek ve yakılarak Ganj’a karışmak üzere buraya geliyorlar.Varanasi Hinduların hac yeri.Yani bir bakıma Mekke’si.Ganj nehri kıyısında kilometreler boyunca uzanan merdivenlerden kutsal ırmağa iniliyor.Bu ırmakta yıkanılıyor günahlardan arınılıyor.Burada insanlar Hindistan’ın her yerinde olduğundan daha fazla kendisiyle barışık.Burada zaman sanki anlamını yüzlerce yıl önce yitirmiş gibi.Yaşam,kutsal ganj ırmağı gibi kendi halinde ağır ağır devinerek akıp gidiyor.Burada herşey sokaklarda;ibadet,traş,ölülerin yakılması,alış veriş ve gene ibadet.İbadet eden insanlar küçük çanaklar yaparak içlerine mum yerleştiriyorlar ve Ganj nehrinin kutsal sularına bırakıyorlar.Ganj kenarında kadınlar çamaşırlarını taşlara vurarak yıkıyorlar.Kimisi kutsal suda yıkanırken,kimisi de aynı suyun içerisinde dişlerini fırçalıyorlar.Ganj nehrinin suyunun mikropsuz ve temiz olduğuna inanıyorlar.

FOTOĞRAFLARLA HİNDİSTAN

FOTOĞRAFÇILAR İÇİN;

Hindistan gezileri her zaman fotoğrafik açıdan çok zengindir.Ağırlıklı olarak sokak fotoğrafları ve insan portreleri ile karşılaşırsınız.Ayrıca tarihi mekanlar açısından da zengindir.Hindistan seyahatinde en çok iş yapacak ekipmanlar şöyle; iyi bir body veya iki body bunun yanında,

10-24 mm.(16-35 mm full frame karşılığı) geniş açı lens,

16-50 mm (24-70 mm full frame karşılığı) zoom lens,

40-150 mm.(70-200 mm full frame karşılığı) telefoto lens,

35 mm ve 56 mm (50mm ve 85 mm.full frame karşılığı) prime lensler.

Lenslerin diyafram açıklığı f 2,8 ve altı olursa çok keskin fotoğraflar elde edersiniz fakat bu da ödeyeceğiniz para ile doğru orantılı.Bu lensler daha pahalıdır.

Hindistan’da insanlar fotoğraf çekilmesine pek karşı çıkmıyor.Sokaklarda rahatça çekim yapabilirsiniz.Fakat ülke çok kalabalık olduğu için,ayrıca rikşolar,bisikletler,inekler,filler bir sürü şey sokaklarda gezdiği için kadrajınızı dikkatli yapmalısınız.Gereksiz fotoğrafa katkısı olmayacak şeyleri kadrajınıza almayın.İyi bir fotoğrafta kadraja neyin girdiğinden çok nelerin girmediği de önemlidir. Fotoğraf bir bakıma ayıklama sanatıdır.Hindistan’da hayat çok hızlı akar ve siz de fotoğraf çekerken bu hıza ayak uydurmalısınız.Makine ayarlarınızı önceden yapıp,kafanızdaki kadrajı hızlı bir şekilde fotoğraflamanız gerekir.Ağırlıklı olarak 16-50 mm(24-70 mm) f/2,8 bir lens bir çok işinizi rahatça çözer.Varanasi de gün doğumu ve gün batımında fotoğraf çekecekseniz mutlaka açık diyaframlı bir lensiniz olsun.Makinenizde baktığınızda çok net gözüken bir fotoğraf bilgisayarınıza yüklediğiniz de sizi hayal kırıklığına uğratabilir.Ben iki Hindistan gezimde de tripota ihtiyaç duymadım.Fakat taşınabilir bir yansıtıcı ve küçük bir led ışık işinize çok yarayacaktır.

 

Leave a Comment